Çocuklarda Yalan Söyleme: Ceza Değil Güven Meselesi
Çocukluk yalanı çoğu zaman ahlaki bir bozulmanın değil, zihinsel bir kazanımın işaretidir. Asıl mesele yalanı üreten ihtiyaca bakmak ve doğruyu söylemeyi kolaylaştırmaktır.
Berkay Ertem 3 dk okuma
Bir çocuğun ilk kez açık bir yalan söylediğini fark etmek, ebeveynler için beklenmedik biçimde sarsıcıdır. Vazo kırılmıştır, elleri boyalıdır, ortada başka kimse yoktur; buna rağmen "ben yapmadım" der. Bu anda yetişkinin aklından geçen ilk düşünce genellikle karakterle ilgilidir: "Yalancı mı oluyor?" Oysa yalanın çocukluktaki anlamı, yetişkinlikteki anlamından oldukça farklıdır.
Küçük çocuklarda yalan, ahlaki bir bozulmanın değil, zihinsel bir kazanımın işaretidir. Yalan söyleyebilmek için çocuğun karşısındakinin kendisinden farklı bilgilere sahip olabileceğini kavraması gerekir. Bu, oldukça gelişmiş bir düşünme becerisidir. Dolayısıyla ilk yalanlar çoğu zaman gelişimin doğal bir aşamasıdır ve panikle karşılanmayı hak etmez.
Yalanın altındaki gerçek ihtiyaç
Çocuklar nadiren yalan için yalan söyler. Çoğunlukla bir şeyden kaçınmak ya da bir şeye ulaşmak isterler. Ceza korkusu, hayal kırıklığı yaratma endişesi, utanç ya da sadece daha ilgi çekici görünme arzusu en yaygın nedenlerdir. Yalanı ortadan kaldırmak istiyorsak, onu üreten ihtiyaca bakmak gerekir.
Bu yüzden yalanın ardından sorulacak en yararlı soru, "neden yalan söyledin" değildir; çünkü çocuk genellikle bunu bilmez. Daha işe yarar olan, gerçeği söylemenin neden zor geldiğini anlamaktır. "Söylersen kızacağımı mı düşündün?" sorusu, çocuğu köşeye sıkıştırmadan asıl meseleyi açar.
Tuzak soru sormamak
Ebeveynlerin sık düştüğü hata, cevabını bildikleri soruları sormaktır. Duvarın boyandığını gören bir yetişkinin "bunu sen mi yaptın?" diye sorması, çocuğa yalan söylemesi için bir kapı açar. Küçük bir çocuk bu durumda neredeyse refleks olarak inkâr eder ve konu artık boyadan çıkıp yalana kayar.
Bunun yerine olayı doğrudan adlandırmak daha sağlıklıdır: "Duvar boyanmış, birlikte temizleyelim." Böylece çocuk savunmaya geçmez, sorumluluğa geçer. Odak, kimin suçlu olduğundan zararın nasıl onarılacağına kayar. Bu değişim, tekrarlanan yalanların önünü kapatan en pratik adımlardan biridir.
Doğruyu söylemeyi kârlı hale getirmek
Bir evde gerçeği söylemenin bedeli hep yüksekse, çocuk maliyeti düşük olan yolu seçer. Buna karşılık itiraf edildiğinde tepkinin yumuşadığı bir düzen, dürüstlüğü mantıklı bir tercih haline getirir. Bu, sonuçların ortadan kalkması demek değildir; kırılan şey yine onarılır, ama itirafın kendisi ayrıca değerlenir.
Somut bir cümle şu olabilir: "Söylemen kolay olmadı, bunu takdir ediyorum. Şimdi birlikte toplayalım." Çocuk burada iki şeyi aynı anda öğrenir. Hata sonuçsuz kalmaz ama dürüstlük cezalandırılmaz. Bu ayrımı kuran ebeveyn, yıllar sonra ergenlikte kendisine anlatılan zor gerçeklerin de zeminini hazırlamış olur.
Hayal ile yalanı ayırmak
Okul öncesi dönemde duyulan pek çok abartılı anlatı aslında yalan değildir. "Bahçede dev bir kuş vardı, beni uçurdu" cümlesi bir aldatma girişimi değil, hayal gücünün sesli halidir. Bu tür anlatıları düzeltmeye çalışmak gereksizdir; oyunun içine girip birlikte devam etmek çok daha uygundur.
Ayrım şurada netleşir: bir sonucu değiştirmeye yönelik anlatılar yalandır, keyif için üretilenler hayaldir. İkisini birbirine karıştırmamak, çocuğun yaratıcılığını yanlışlıkla ahlaki bir mesele haline getirmeyi önler.
Evdeki örnek her şeyi belirler
Telefonda "ben evde yokum de" diyen bir yetişkinin çocuğu, dürüstlüğün duruma göre esneyebileceğini öğrenir. Küçük ve zararsız görünen bu kaçamaklar, çocuk için en güçlü derstir. Sözle anlatılan hiçbir ilke, gözle görülen davranışın önüne geçmez.
Çocuklar yetişkinlerin nezaket yalanlarını da dikkatle izler. Beğenilmeyen bir hediyeye teşekkür etmek ile bir sorumluluktan kaçmak için gerçeği eğip bükmek arasındaki farkı açıkça konuşmak gerekir. Bu ayrım yaşla birlikte anlaşılır hale gelir ve çocuğun dürüstlüğü katı bir kurala değil, incelikli bir değerlendirmeye dönüştürür.
Okul çağında yalanların içeriği de değişir. Not, ödev ya da arkadaş ilişkileriyle ilgili kaçamaklar belirir. Bu dönemde ebeveynin dedektiflik yapmaya değil, konuşmanın kapısını açık tutmaya ihtiyacı vardır. Sorgulanmak yerine dinlenen bir çocuk, zor haberleri de eve getirmeyi sürdürür.
Yalanın süreklileştiği, giderek ustalaştığı ve başkalarına zarar verdiği durumlar elbette daha yakından bakmayı gerektirir. Ancak çoğu çocuk için yalan geçici bir dönemdir. Cezanın değil güvenin arttığı bir evde, gerçeği söylemek zamanla en kolay yol haline gelir.